...
Yazasım yok, yoksa omuzlarımda bi ton cümle var söylemelik!..
...
O değil de..
Kimse sadaka vermiyo ruhu topallayana...
Sen düşerdin, kalbim çizilirdi.
Unuttun vişne ağaçlarını ve masalları..
18 Ekim 2010 Pazartesi
7 Ekim 2010 Perşembe
Yolculuk

...
"Nerede kaldın?"
Her buluşmamızda, büyük bi sağanak halinde gelicek olan, azarın ilk cümlesiydi bunlar. Devamını içimden tekrarlarken yeri izlerdim. Bazen ayakkabılarıma bakar, ne kadar kirlendiğini düşünürdüm. Hatta bazen nerede ne yaptığımı bile unutmuşluğum olurdu ayakkabılarıma bakarken. Ayakkabılarımı severdim. Ecem'i, bi de. Bebeklik arkadaşım..
"Cevap versene?" O ses tonu, beni her zaman 5 yaşıma döndürürdü. Eve geç kalınca, 2-3 kelimelik aklımla, anneme uydurduğum bahaneleri hatırlatırdı. "Şey işte ya, mahalleden arkadaşlar lafa tuttu. Kusura bakmayın... Ee, gidiyo muyuz?"
Ecem'in, her zamanki gibi, kendinden yaşca büyük erkek arkadaşının aracına dolar, en yakın piknk alanı ya da öyle bi yere kaçardık. Buralarda gölbaşları, piknik alanları, koruluklar bir numaraları tehlike bölgeleriydi ve gerek okuldakiler, gerekse aileler tarafınca bolca hizaya dizilip uyarılırdık. Ama yine de giderdik. Gidince de korkardık, eğer birimizin başına bişey gelirse, hepimiz yanarız diye..
Yolculuk esnası mide bulandırıcı olduğundan, anlatmıcam. Daha doğrusu, her yolculuk, kıç kadar araca, yedi-sekiz kişi doluşunca benim midem bulanır ve çeşitli anomaliler içinde geçirirdim yolculuğu. Nereye gittiğin değil, nasıl gittiğin önemlidir! Bu sözden, bu yüzden, nefret ederim...
...
Anlatan: Lâm! zaman: 14:54 0 Görüş
İçerik: BeyazTavşanıTakipEt
5 Ekim 2010 Salı
Alkol İkindisi

...
-Gözleri ne renkti?
Hazırlıksız yerimden vurmuştu bu soru. Durduk yere gelmişti. Ama hiç de eksik olmazdı tuhaf sorular alkol muhabbetlerimizden.
-Mor... Mordu sanırım.
Yüzünde yine o tuhaf bakış. Anlamadığı belliydi.
-Mor mu? Nasıl mor?
-Mor işte. Parlak mor.
Aslında ne sorduğunu anlamıştım. İlk ilişkimin sonunda bu tür sorular bunaltıcı gelmiş, sıkmıştı. ilkti sonuçta.
-Ya yani nasıl mor olabilir ki? Espri yapma şimdi.
Tükürür gibi konuşmak bu olsa gerekti. Alkole direnen ama birlikleri yılmış bi metabolizması vardı o zaman. Sigarasından çekerken yüzüme bakıyodu bi yandan da.
-Mor olarak hayal ederdim, aklımda da öyle kalmış. Siyah veya lacivertti sanırım. Hem niye sordun ki şimdi?
Küllüğü aradım el yordamıyla. Daha doğrusu, boş sigara pakedinden yaptığım kutuyu. Biraz önce dizimin yanındaydı.
-Dalgın gibisin de, onu mu düşünüyosun diye merak ettim. Hem neden mor? (Küllüğü uzattı sigarasını söndürüp.)Başka bi renk mi yok?
-Mor işte.
-Peki. Annen gelmez, değil mi?
Önümüzde bira kutularıyla yakalanmak, o ergenlikte, ikimiz için de hayatın sonuydu. Bi de sigaralar vardı üstelik. Annem gelirse bize kızıp sonra eve göndericekti onu. Daha sonraki saatler ben annemden fırça yemeye devam ederken, o da kendi annesine sırnaşmakla meşgul olucaktı. Her zamanki ön hazırlık numaralarını çekicekti işte.
-Kapının sesini duyarız eve birisi gelirse, sen şunun sesini kıs da.
O gece kimse eve gelmedi. Belki birisi gelse, hatta bizi yakalasa, belki anı mahiyetinde bi olayımız olurdu sonraki günler konuşabileceğimiz.
-Kardeşin nerde, o niye gelmedi?
Kardeşi inekti, uzun uzadıya bi sohbetimiz de olmamıştı onunla.
-Avukat hanım mı? Abicim herkes biz değil ki. Harıl harıl sınava hazırlanıyo o. Sinir bi durum; ikiziz ya, her şeyiberaber yapıcaz sanıyolar.
-Yapmıyo musunuz?
Aslında yapmazlardı; Ecem İlkay'a göre asi kalıyodu. İlkay planlı-programlı, ne zaman,ne yapıcağını bilirdi. Ecem ise her zaman eğlenir-eğlendir, keyfine düşkün biriydi. Söyleyecek sözü bulunurdu torpido gözünde. Zaten ben de sinir etmek için sormuştum bu soruyu. Ve işe de yaramıştı.
Son sigaramı söndürdüm. Cidden sondu. O sigaradan sonra lise dönemlerinde içtiğim 2 sigara olmuştu. İlk pakedimi de onsekizime girdiğimde bitirmiştim. İlkay ise avukat olmak için istanbul'da hukuk okuyodu. Ecem ise hala komik.
Anlatan: Lâm! zaman: 10:14 0 Görüş
İçerik: BeyazTavşanıTakipEt
Randevu

...
-Günlerden... Günlerden sonbahardı, evet. Ya da, aylardan. Şuan tam hatırlayamıyorum. Güzeldi ama; gölkıyısında çay içmeler, batan güneşe yetişmeye çalışmalar. mısır koçanından sızan su damlacıkları... O günden kalan bi kaç fotoğraf da var telefonumda, isterseniz gösterebilrim?
Başını kaldırdı odadaki diğer adam, gülümseyerek:
-Başka bi zaman umarım, devam edin siz. Neler hatırlıyosunuz?
Yüzündeki çocuksu gülümseme kaybolunca önüne döndü yüzü ilk konuşan:
-Bilemiyorum. Silikler. Ve bi de tuhaf bi his var, sanki tüm bunlar aslında ayrı zamanlarda olmuş gibi.
-Yani birden fazla buluşmaları aynı gün içinde, tek bi buluşmada olduğunu düşünüyosunuz.
Biraz düşünüp cevap verdi ilki.
-Hayır, emin değilim ama öyle bi his işte...
Gözlüğünü burnunun üstüne indirdi diğer adam.
-Devam edin.
Kıvrılan gömleğini düzeltip arkasına yaslandı koltukta ilki.
-Yanımda mutluydu sanki, en azından sıkıntıya gelemezdi. Bencillik değil ondaki, oldunluk sanırım; ne istediğini bilirdi. Mutluydu sanırım. Arada gülüyodu da.. Birbirimizin fotoğrafını çekmeye çalışıyoduk, ben vidyo görüntüsü de almştım o bilmeden. Fotoğraf çektiğimi düşünmüştü o da..
Yüzündeki gülümsemesi kaybolasıya kadar bekledi koltuktaki adam, gömlekli olan.Gözü saate ilişti sonra. Sanki o saate bakınca çalışmaya başlamış gibi hissetti bi an. Biraz daha baktı.
-Peki başka neler söyleyebilirsiniz onun hakkında bana?
Bu soru gözlüklü adamdan gelmişti, yüzünde anlamsız bi bakış vardı. "Duygusuz" daha uygun olurdu galiba.
-Şey.. Bilemiyorum, sürekli değişim içinde. Yani, bazen gördüğünüz en olgun kişi o iken, sizi şaşırtabiliyo. Ya da, çok keyifli bi muhabbetin ortasında sanki size kızgınmış gibi davranabiliyo. Nelere kırılıp nelere sevindiğini neredeyse hiç bilemezsiniz. Kendi zevklerine oldukça düşkün birisi ve biraz da umursamaz.
Gözlüklü olanı kalemi kapatıp masanın üzerine koydu ve saate baktı. Derin bi soluk bırakıp yerinden kalktı.
-Yine mi bitti? Peki teşhisiniz?..
Yeriden doğrulup sormuştu bunu kanepedki adam.
-Bildiklerinizden farklı bi şey değil. Ayrıca şuan size söyleyebileceğim herhangi yanlış bi görüş, sizin şu andan sonraki hayatını etkileyebilir. O yüzden ...
-Peki ama hiç mi bi şey söyleyemezsiniz?
Bu soruyu sorarken lafını kesmişti doktorun. Doktor burnundan nefes alıp sakince devam etti.
-Şunu söyleyebilirim: Takıntılarınız var. Hırsınız yok, varsa da tek yönde işliyor. Yani, "yeterli"yi bulunca ona sarılıp diğerlerini görmezden geliyorsunuz. "İyi" veya "güzel"i aramıyorsunuz. Çocukça korkularınız var. Ve "yaslanılacak omuz" da olamıyorsunuz bu yüzden. Size katlanmaları kafi, sizi böyle sevmeleri gerektiğini düşünemiyorsunuz. Anlatabiliyor muyum?..
...
Anlatan: Lâm! zaman: 03:41 0 Görüş
İçerik: BeyazTavşanıTakipEt