O değil de..

ARTIK BURADAYIZ..

Kimse sadaka vermiyo ruhu topallayana...


Sen düşerdin, kalbim çizilirdi.

Unuttun vişne ağaçlarını ve masalları..



5 Ekim 2010 Salı

Randevu


...

-Günlerden... Günlerden sonbahardı, evet. Ya da, aylardan. Şuan tam hatırlayamıyorum. Güzeldi ama; gölkıyısında çay içmeler, batan güneşe yetişmeye çalışmalar. mısır koçanından sızan su damlacıkları... O günden kalan bi kaç fotoğraf da var telefonumda, isterseniz gösterebilrim?
Başını kaldırdı odadaki diğer adam, gülümseyerek:

-Başka bi zaman umarım, devam edin siz. Neler hatırlıyosunuz?
Yüzündeki çocuksu gülümseme kaybolunca önüne döndü yüzü ilk konuşan:

-Bilemiyorum. Silikler. Ve bi de tuhaf bi his var, sanki tüm bunlar aslında ayrı zamanlarda olmuş gibi.

-Yani birden fazla buluşmaları aynı gün içinde, tek bi buluşmada olduğunu düşünüyosunuz.
Biraz düşünüp cevap verdi ilki.

-Hayır, emin değilim ama öyle bi his işte...
Gözlüğünü burnunun üstüne indirdi diğer adam.

-Devam edin.
Kıvrılan gömleğini düzeltip arkasına yaslandı koltukta ilki.

-Yanımda mutluydu sanki, en azından sıkıntıya gelemezdi. Bencillik değil ondaki, oldunluk sanırım; ne istediğini bilirdi. Mutluydu sanırım. Arada gülüyodu da.. Birbirimizin fotoğrafını çekmeye çalışıyoduk, ben vidyo görüntüsü de almştım o bilmeden. Fotoğraf çektiğimi düşünmüştü o da..

Yüzündeki gülümsemesi kaybolasıya kadar bekledi koltuktaki adam, gömlekli olan.Gözü saate ilişti sonra. Sanki o saate bakınca çalışmaya başlamış gibi hissetti bi an. Biraz daha baktı.

-Peki başka neler söyleyebilirsiniz onun hakkında bana?

Bu soru gözlüklü adamdan gelmişti, yüzünde anlamsız bi bakış vardı. "Duygusuz" daha uygun olurdu galiba.

-Şey.. Bilemiyorum, sürekli değişim içinde. Yani, bazen gördüğünüz en olgun kişi o iken, sizi şaşırtabiliyo. Ya da, çok keyifli bi muhabbetin ortasında sanki size kızgınmış gibi davranabiliyo. Nelere kırılıp nelere sevindiğini neredeyse hiç bilemezsiniz. Kendi zevklerine oldukça düşkün birisi ve biraz da umursamaz.

Gözlüklü olanı kalemi kapatıp masanın üzerine koydu ve saate baktı. Derin bi soluk bırakıp yerinden kalktı.

-Yine mi bitti? Peki teşhisiniz?..

Yeriden doğrulup sormuştu bunu kanepedki adam.

-Bildiklerinizden farklı bi şey değil. Ayrıca şuan size söyleyebileceğim herhangi yanlış bi görüş, sizin şu andan sonraki hayatını etkileyebilir. O yüzden ...

-Peki ama hiç mi bi şey söyleyemezsiniz?

Bu soruyu sorarken lafını kesmişti doktorun. Doktor burnundan nefes alıp sakince devam etti.

-Şunu söyleyebilirim: Takıntılarınız var. Hırsınız yok, varsa da tek yönde işliyor. Yani, "yeterli"yi bulunca ona sarılıp diğerlerini görmezden geliyorsunuz. "İyi" veya "güzel"i aramıyorsunuz. Çocukça korkularınız var. Ve "yaslanılacak omuz" da olamıyorsunuz bu yüzden. Size katlanmaları kafi, sizi böyle sevmeleri gerektiğini düşünemiyorsunuz. Anlatabiliyor muyum?..

...

0 Comments: