
...
"Nerede kaldın?"
Her buluşmamızda, büyük bi sağanak halinde gelicek olan, azarın ilk cümlesiydi bunlar. Devamını içimden tekrarlarken yeri izlerdim. Bazen ayakkabılarıma bakar, ne kadar kirlendiğini düşünürdüm. Hatta bazen nerede ne yaptığımı bile unutmuşluğum olurdu ayakkabılarıma bakarken. Ayakkabılarımı severdim. Ecem'i, bi de. Bebeklik arkadaşım..
"Cevap versene?" O ses tonu, beni her zaman 5 yaşıma döndürürdü. Eve geç kalınca, 2-3 kelimelik aklımla, anneme uydurduğum bahaneleri hatırlatırdı. "Şey işte ya, mahalleden arkadaşlar lafa tuttu. Kusura bakmayın... Ee, gidiyo muyuz?"
Ecem'in, her zamanki gibi, kendinden yaşca büyük erkek arkadaşının aracına dolar, en yakın piknk alanı ya da öyle bi yere kaçardık. Buralarda gölbaşları, piknik alanları, koruluklar bir numaraları tehlike bölgeleriydi ve gerek okuldakiler, gerekse aileler tarafınca bolca hizaya dizilip uyarılırdık. Ama yine de giderdik. Gidince de korkardık, eğer birimizin başına bişey gelirse, hepimiz yanarız diye..
Yolculuk esnası mide bulandırıcı olduğundan, anlatmıcam. Daha doğrusu, her yolculuk, kıç kadar araca, yedi-sekiz kişi doluşunca benim midem bulanır ve çeşitli anomaliler içinde geçirirdim yolculuğu. Nereye gittiğin değil, nasıl gittiğin önemlidir! Bu sözden, bu yüzden, nefret ederim...
...
O değil de..
ARTIK BURADAYIZ..
Kimse sadaka vermiyo ruhu topallayana...
Sen düşerdin, kalbim çizilirdi.
Unuttun vişne ağaçlarını ve masalları..
7 Ekim 2010 Perşembe
Yolculuk
Anlatan: Lâm! zaman: 14:54
İçerik: BeyazTavşanıTakipEt
Subscribe to:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 Comments:
Post a Comment