Gidiyo.
Yürüyo işte uçuruma doğru..
Nasıl da yüksek..
Ne kadar da derin...
Sürüklüyo saçlarından tutup umutlarımı.
Aldı bende neyi varsa;
Yüreğimi dişleyen bi toka,
Pardesüsüyle aynı renk şemsiyesi,
Gözleri çoktan düşmüş bi çift peluş terlik.
Sabah kahvaltılarına niyetli,
İkinci el bi tepsi...
Bi nesnenin
bazen başka sıfatlara büründüğü
Anlardan birindeyim şimdi.
Ne kadar da derin...
Ve boğucu.
"Al!" dedi giderken,
"Bunlar da senin,unutma."
"Yoo," dedim,
"unutmadım. Onlar benim bıraktıklarım."
"Hoşçakal." dedi.
"Sen kal, ben biraz düşüneceğim" dedim.
"Sen düşün, ben de gideceğim."
Gitti.
"Bu ayrılık" dedim "nasıl yüksek!"
Dedi "Ve boğucu..."
O değil de..
ARTIK BURADAYIZ..
Kimse sadaka vermiyo ruhu topallayana...
Sen düşerdin, kalbim çizilirdi.
Unuttun vişne ağaçlarını ve masalları..
27 Ağustos 2011 Cumartesi
Bir, iki, üç...
Anlatan: Lâm! zaman: 00:46
Subscribe to:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 Comments:
Post a Comment